1987 yılında üniversite eğitimime başladım. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi B sınıfında 187249 okul numaram ve Fen Bilimleri F191 Y311 no ile yaklaşık 4 yıl boyunca Devlet Su İşleri (DSİ) bursuyla eğitimime devam ettim. Üniversite eğitimimin ardından İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde Geoteknik Anabilim Dalında yüksek lisansımı tamamladım. 1994 Ağustos’unda Barajlar Dairesi’nde göreve başladım.
Üniversite dönemimde Tez Hocam Sayın Ahmet Sağlamer’in görevlendirdiği üniversite döner projeleri ve analizler konularına odaklandım. Yüksek lisans sürecim boyunca Zemin Mekaniği laboratuvarında uzun süre deneyler gerçekleştirdim ve deney raporlarını hazırladım. Lisans tezim, hafif metro inşaatında Menard presyometre deneyleri ile SPT deneyleri arasındaki korelasyonları incelemişti. Yüksek lisans tezim ise İTÜ Göleti üzerine saha çalışmalarını kapsıyordu. Bu süreçte sondaj çalışmaları yürüttüm ve baraj inşaatı görüntülerini Sony’nin en gelişmiş video kamerasıyla kaydettim.
DSİ Genel Müdürlüğü’ne atanmamın ardından, DSİ’den burslu olduğum için baraj işlerine yönlendirildim. İTÜ Göleti malzemesi ile ilgili kompaksiyon, konsolidasyon, üç eksenli kesme kutusu ve permeabilite gibi deney setlerini hazırladım ve deneylerini gerçekleştirdim. Ancak, DSİ’ye başladığımda, gerçek mühendislik pratiklerini öğrenmek için daha uzun bir yolumun olduğunu fark ettim.
O zamanlar, abilerim tarafından barajın planlama raporu, jetoteknik ve malzeme raporu ile 1/1000 ölçekli harita verilerek benimle paylaşıldı. Bu deneyim, baraj tasarımının benim sandığımdan çok daha karmaşık olduğunu açıkça ortaya koydu. İTÜ Göleti gibi tek bir barajın yapımı, gerçek bir mühendislik başarısı olarak yeterli görünmüyordu. Her barajın kendine özgü yapısı ve tasarım gereksinimleri olduğunu ve çözüm gerektiren benzersiz sorunlar barındırdığını anladım.
Özetle, her bir barajın kendine özgü gerçeklikleri ve mühendislik zorlukları olduğunu kavradım. Bu deneyim, daha geniş bir perspektif kazanmamı sağladı ve gelecekteki projelerde daha bilinçli ve hazırlıklı olmamı sağladı.
Günümüzde genç nesile baktığımda, birkaç projede kendini uzman hissetmek ve kariyer basamaklarını hızla tırmanmak istemelerinin doğru olduğunu düşünmüyorum. Yüksek lisans derecesine sahip olmak, baraj tasarımında uzman olduğunuzu düşünmek anlamına gelmez. Kariyer basamaklarını hızla tırmanmak yerine, basamakları yavaş yavaş ve emek vererek çıkmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Saha deneyimi kazanmak, kariyerinizdeki en önemli unsurlardan biridir. Sahada çalışarak, gerçek dünya uygulamalarını gözlemlemek ve deneyimlemek, teorik bilginizi pekiştirmenin yanı sıra gerçek problemlere çözüm bulma yeteneğinizi de geliştirir. Sahada edinilen deneyimler, bir mühendis olarak başarılı olmanız için vazgeçilmezdir.
Saha deneyimi, büroda yapılan analizlerden daha az önemli değildir. Sahada yaşanan pratik zorluklar ve tecrübeler, büroda yapılan analizlerin gerçek dünya uygulamalarına uygunluğunu anlamanıza ve geliştirmenize yardımcı olur. Sahada edinilen bilgi ve deneyim, bir mühendis olarak profesyonel gelişiminizin temelini oluşturur ve size daha sağlam bir kariyer zemini sunar.
Sonuç olarak, kariyerinizde başarılı olmak için sabırlı olmalı ve kariyer basamaklarını emek vererek, saha deneyimi kazanarak tırmanmalısınız. Sahadan gelen deneyim, bir mühendis olarak başarınızın anahtarıdır ve büroda yapılan analizlerin yanı sıra saha çalışmalarını da önemsemelisiniz.

BİNLİK PAFTALARA ATILAN FIRÇA DARBELERİ
DSİ’ye başladığımda, Barajlar Dairesi’nde Baraj Temel Mühendisliği bölümünde görevlendirildim. Şube Müdürüm Erdoğan Demircgil ve Başkan Yardımcım Nihat Karadayı idi. İnşaat mühendisi pozisyonunda Şube Müdürüm ile aramızda yaklaşık 15 yıl, Başkan Yardımcısı ile ise benim aramda da yaklaşık bir o kadar deneyim farkı vardı. Ayrıca, Ömür abim gibi bir mentor sürekli yanımızdaydı.
DSİ’de göreve başladığımızda hemen bir harita ve planlama raporu elimize verildi. Planlama aşamasında Jeoteknik Rapor ve Malzeme Raporunu incelememiz gerekiyordu. O dönemde projeleri eskiz kağıtları üzerinde haritaların üzerinde çalışıyorduk çünkü AutoCAD henüz kullanılmıyordu. Her odada sadece bir bilgisayar bulunuyordu ve internet erişimi yoktu. Başkan Yardımcımızın “olmamış şekerim” dediği noktalarda geri dönüp tekrar başa dönüyorduk. “Bir de şu akı akıldan aksa bakalım, bir de az memba az mansap çalışalım, sağ sahil sabit, sol sahil döndürelim” gibi ifadeler bize o dönemde itici gelse de, ilerleyen yıllarda bu ifadelerle tecrübe kazandığımızı fark edecektik.
Hemen harekete geçerek, Çorum Yenihayat Barajı’nın cut-off kabulüne gittik. Proje yapmanın yanı sıra sahada baraj projelerini görmek de çok önemli olduğunu anladık. Okulda Geo-Slope paketiyle çalışırken, Wisconsin Üniversitesi’nden gelen STABLE yazılımıyla tanıştık ve birden bire irtifa kaybettik. Ancak, yazılımın önemini henüz kavramamıştık. Şev stabilitesi konusunu anlamak ve analize veri üretmenin zorluğunu ilerleyen zamanlarda daha net hissedecektik. STABLE’daki doğru parçaların sürekli hata vermesi ve şevin hep sola alınması gerektiği gerekliliği aklımızdan çıkmadı.
Askerlik vazifem gelene kadar 7 ay içerisinde Denizli Gökpınar Barajı dahil olmak üzere 3 baraj kati proje gövde paftalarını oluşturduk. Jeoteknik incelemeler için kesitler hazırladık ve zeminin alt katmanlarını rengârenk boya kalemleriyle jeolojik birimler olarak işledik. Ürettikçe, baraj tasarımının tadını çıkardık.
Genç meslektaşlara tavsiyem, kendi çizgilerini 1/1000 ölçekli haritalara atarak baraj projeleri geliştirmenin keyfini yaşamalarıdır.

Çaltıkoru Barajı ve Çözüme Götüren Düşünceler
Çaltıkoru Barajı, İzmir’in Bergama ilçesinde sulama amaçlı inşa edilen bir baraj projesidir. Yüksekliği talvegten 62 temelden 69 m civarındadır. Çaltıkoru Barajı inşa aşamasında yabi derivasyon tünelleri bitirilip sol sahilde dolusavak kazısı devam ederken yaklaşık 5 milyon m³ hacminde bir heyelan ile karşılaştık. Heyelan esasen sınırlı bir dolusavak kazısı akabinde meydana gelmişti.
O zaman tartışılan konu barajı yapmak ve için alınacak maliyetli tedbirler mi yoksa barajı terk edelim mi arasında gidip geliyordu. DSİ’nin talebi üzerine Heyelan önleme projesi için ODTÜ’den hocalar bazı çözüm önerilerinde bulundular. Keson kazık ve yük hafifletmeli bazı alternatifler ortaya çıktı. Biz de bir taraftan şunu düşünüyorduk:
- Sağ sahilde açık olan ve mevcut derivasyon tünelini kullanmak
- Dolusavağı sol sahilden farklı bir yerde konumlandırmak
- Batardo inşası için yer bulabilmek
- En önemlisi sol sahilde yaslanacağımız sağlam kaya kütlesini araştırmak ki can alıcı nokta belki de burasıydı.
Bu yerleşimde barajı ciddi bir şekilde toplamamız gerekiyordu ve yukarıdaki şartları sağlamak için en yapılabilir çözüm barajın tipini SSB baraja dönüştürerek dolusavağı gövde üzerine almak ve yerleşimi rahatlatmaktı. Bu şekilde tüm yapıları yerine koyuyor ve kalıcı batardoyu gövde içerisine yaparak o konuyu da çözüyorduk. Ayrıca dolusavak gövde üzerinden yatağa bırakıldıktan sonra hem dere yatağında hareket eden kütlenin tabanını oymaması hem de topuk dolgusu yapmaya imkan sağlaması için heyelan bölgesinde bir kondüvi tasarladık ve model çalışmalarını T.A.K.K Dairesi tarafından yapıldı.
Bu çözüme ulaşmakta emeği geçen namı değer Sarı Metin yani Metin YILMAZ abimizin sol sahilde SSB barajın oturacağı kaya şartları konusunda yoğun araştırmalarından sonra bizim önümüzü açması çok kritik ve katkı koyan bir konu olmuştur.
Çaltıkoru Barajı Proje revizyonunda İnşaat mühendisi-jeoloji mühendisi disiplinlerarası çalışmasının en güzel örneklerinden birini yaşadık.
Gençlere tavsiyem şudur ki, hayal güçlerini geliştirsinler ve nasıl çözüm üretebiliriz diye biraz kafa yorsunlar, terketmek en kolayı. Çaltıkoru Barajı o havzanın en verimli, en çok su depolayan ve Kınık Sol Sahil Sulamasının kilit projesidir. Emeği geçen tüm dostlara sevgilerimle…

Cindere Barajı ve HES
Cindere Barajı, benim ilk SSB Baraj deneyimim. Sevabı ve günahıyla..
İlk elin günahı olmazmış… (Herhangi bir sürecin başlangıç aşamasında karşılaşılan problemlere, zamanla, tecrübe edildikçe, karşılaşıldıkça çözüm bulunacağını vurgulayan halk deyişi) Cindere Barajı projesinde çok şey öğrendik, sahaya çok kez gittik yeni bir baraj tipi yürütmenin heyecanıyla. Aynı zamanda Brezilyalı Danışmanımız Francisco Andriolo ile çok keyifli mühendislik sohbetleri yapma fırsatı bulduk. Nejat Hoca ile bir gecede sağ sahilden sol sahile geçen Ulaşım galerisini projelendirdik. Bazen bir sandalye çekip oturarak sahayı gözledik, şantiye organizasyonunu seyrettik. Hele İlk SSB dökümü yapılırken heyecanımız görülmeye değerdi. Tüm ekip hazır bulunduk. Kurbanımızı kestik. Cindere Barajı şiştlere oturuyordu. Yaklaşık 33 m alüvyon kaldırdık ve Hardfill tipinde bir baraj örneğini ülkemize kazandırdık. Cindere Barajı ve Çine Barajı yapıldığı dönem itibariyle DSİ’nin ilk Büyük ölçekli SSB Projeleriydi. Daha önce Suçatı Barajı ve Kürtün Barajı memba batardosunda alüvyon üzerine SSB uygulaması örneklerini saymazsak. Cindere Barajı DSİ envanterine bu şekilde girdi ve arkasında SSB kültürüne alan birçok projeci, şantiyeci, formen yetiştirdi. Bu projelerde yetişmiş teknik elemanlar, birçok enerji projesinde bu tecrübeleri kullanma şansı buldular ve barajımız tarihteki yerini aldı. Barajımızı Özcan Dalkır abimiz beğenmemişti ama kendisinin zor beğenen bir yapısı vardı. Görev yaptığı dönem içinde DSİ tabu olarak görülen birçok konuya farklı bir bakış açısıyla bakmamızı sağlayan Özcan Dalkır Beyfendiyi rahmetle ve saygıyla anıyorum.
